Sedef'in Kosesi

Hayati'in Tadi… sanat, gezi, yemek ve tabiiki aile…

Kategori: Love

Bugun Benim Dogum Gunum…

Bugun benim 45. dogum gunum…

Bu sabah uyanir uyanmaz, ilk is, hayatima soyle bir bakip sorgulamam gerektigini dusundum… (aslinda pek ogle bir niyetim yoktu ama annem bir gece once telefonda buna benzer bir soru sorunca, bende dusunmem gerektigi hissine kapildim.)

Once gune yoga ve meditasyon yaparak basladim.  Zira bu aralar boyun ve sirt agrilarim gene bas gosterdi ve kafamda nedense biraz bulanik.  Sahane bir yoga seansindan sonra meditasyonumu yaptim ve hayatimdaki gelmis gecmis herkese tesekkur ettim.

Kendi kendime birkac kucuk hediye bile verdim – tatilden dondugumuzden beri salonun ortasinda duran esyalari, koca koca yastiklari arka odaya kaldirip ortaligi toplayarak,” huzur”, sabah erken kalkarak, “firsat”, yogami yaparak, “sihhat”, ve  bir gun once  basit bir Bodrum pestemalini annemin is yerindeki hanimlara hos bir uste cevirterek,” yaraticilik”…  Tam kendimi son derece huzurlu ve mutlu hissediyordumki bir hediyede internetten geldi… Paulo Coelho’nun blogundan isimsiz birinin yazdigi ve kendisinin bir takim duzeltmeler  yaparak yayinladigi bir yazi…

Bende buyuk bir devri bitirip yenisine baslarken, ihtiyacim olan bircok mesaji icinde barindiran bu yaziyi burada paylasmadan edemedim dogrusu… Bugunden itibaren gonlumun en karanlik noktalarinda barindirdigim, eskimis, gereksiz hatiralarimi, aci veren duygu, his, ve kuruntularimi,  gun isigina cikarip,  atmaya, yerlerinide sevgi ve farkindalikla doldurmaya karar verdim.  Iste evrenin bana yolladigi o mesaj…

Insan bir devrenin bittigini bilmeli.  Eger israrla gereginden uzun kalmaya cabalarsak, gecmemiz gereken diger evrelerin mutlulugunu ve anlamini kaybederiz.

Gecen devirler, kapanan kapilar, biten bolumler – her ne ad verirsek verelim,  onemli olan hayatin yasanmis, bitmis  anlarini gecmiste birakmak olmali.

Isinizimi kaybettiniz? Sevgi dolu bir iliski sona mi erdi? Anne babanizin evinden mi ayrildiniz?  Uzak ulkelere mi yerlestiniz? Uzun sureli bir arkadaslik bittimi birden bire?  Bunlarin neden oldugunu merak ederek cok uzun zaman gecirebilirsiniz.

Kendi kendinize, hayatinizdaki bu denli onemli ve gercek olan bazi seylerin nasil bir toz bulutu gibi, aniden kayboldugunu cozmeden tek bir adim bile atmayacaginizi soyleyebilirsiniz.  Ama bu tutum etrafinizdaki herkes icin son derece stress dolu olacaktir: anne babaniz, esiniz, cocuklariniz, kardesiniz.

Herkes bolumler bitirirken, yeni sayfalar acarken, hayatina devam ederken, sizin yerinizde saydiginizi gormek, herkesi uzecektir.

Hersey gecer, ve bizim yapabilecegimiz en iyi sey gercekten onlarin gitmesine izin vermektir.

Bunun icin ne kadar aci olsada,  bazi hatiralari yok etmek,  tasinmak, birtakim esyalari yardim kurumlarina vermek , evdeki kitaplari satmak veya bagislamak cok onemlidir.

Dunyadaki gorunen hersey gorunmeyenin bir disavurumudur, kalbimizde olan bitenin bir aynasidir – ve bazi hatiralardan kurtulmak ayni zamanda yeni hatiralara yer acmak demektir.

Bosver.  Birak gitsin.  Kendini onlardan arit.

Hickimse bu hayati hileli kagitlarla oynayamaz, bu yuzden bazen kazaniriz, bazen de kaybederiz.  Karsilik  olarak hic bir sey bekleme, cabalarinin takdir edilmesini, dehanin kesfedilmesini, sevginin anlasilmasini bekleme.

Tekrar tekrar ayni programi izlemek uzere, devamli duygu televizyonunu acma, hani senin belirli bir kayiptan ne kadar aci cektigini gosteren: bu sadece seni zehirliyor.

Bitmis gonul iliskilerini,  soz verilmis ama tarihi koyulmamis islerin olanaksizligini kabullenememek  ve  “ideal zamani” beklemek uzere devamli bir kenara konan kararlar kadar tehlikeli hicbirsey olamaz.

Yeni bir bolum baslamadan, eskisinin bitmesi gerekir:  kendi kendine gecmisin geri gelmeyecegini soyle.

O kisi veya olay olmadan yasayabildigin zamanlari hatirla – hicbirsey vazgecilemez degildir, aliskanlik ihtiyac degildir.

Bunlar kulaga cok alisilagelmis gelebilir, hatta bazen zor bile gelebilir, ama cok onemlidir.

Onur,  kapasitesizlik veya kibirden dolayi degilde , sadece artik hayatiniza uymadigi icin  devirleri kapatabilmek.

Kapiyi kapat, hesaplari degistir, evi temizle, tozu dumana kat.

Olman gereken kisi olmaktan vazgec, ve esasina don.

NICE SENELERE!!!

Reklamlar

Gunu Yasamak yada Yasayamamak…

“The difference between stress & no-stress is “living for the day” VS “living for some imagined happy moment in the future” ?

–  Ananda Gri

Stresli bir hayat ile stressiz bir hayatin arasindaki fark …gelecekteki hayali bir mutlu an yerine bugun icin yasamakmis…

Buna kimse yalnis digemez herhalde, ama butun bunlari bile bile, yinede hayatimizin en tatli anlarinda bile nasil stress dolu olabiliriz acaba.

Ani yakala…  bugun icin yasa… yalniz bugun var geriye kalan hepsi hikaye… bunlari ezberleyerek gecti su omrum.

Zaman zaman da bu felsefeyi hakikaten kendime bir yol haritasi yaptim… ama… yinede, yeryuzunde bir cennet ortami icinde bile stresi kovalamakta ve huzuru yakalamakta zorluklar cektim.

Esimin bir hayali vardi… Yazin butun aile bir arada Bodrum’da tatil yapmak.  Anneler, babalar, yigenler, coluklar, cocuklar… Istanbul’dan gelenler, New Jersey’den gelenler hatta ve hatta Los Angeles’tan bile gelenler… tek cati altinda, harala gurele icinde gecen mutlu bir yaz… bu programi dun itibari ile basari ile yaptik, bitirdik…

Peki bu kitaplara konu olacak kadar sevgi dolu, eglenceli, heyecanli ve yer yer komik anilarla dolu gunlerin hepsi stressiz ve huzur icindemi gecti???  Aslinda cogu evet, ama arada…

Bu kadar mutlulugun icinde bile  ben ilk haftalarda kendi icimde kucuk stresler yasamayi basardim.  Icinde yasarken insan herseyi ciddiye aliyor ve herseye kafayi takiyor.  Bende gectikten sonra geriye donup bakinca sebebini biraz biraz cozdum galiba.

Butun bir sene boyunca bu yazin planlarini yaptik. Esim ev aradi, yerine gitti bakti, gereken sistemi kurmak icin herseyi onceden dusundu, hazirliklar yapti.  Sonunda kayinvalidem, yardimcisi, Mehmet, Murat ve ben Haziran sonu itibari ile cennet gibi bir yere geldik, cipayi attik.  Ev sahane guzel, manzara insanin icini titretecek cinsten, deniz harika, yemekler muhtesem ve ev halki mesut, memnun…

Birtek ben hic kimseye caktirmadan, ufak bir bunalim icindeyim… Sabahlari kalkip Amerika’da her gun yaptigim gibi yoga yapmayi deniyorum… olmuyor… yer bulamiyorum, gunes ustume geliyor, hali dizime batiyor… sonra, meditasyon yapayim diyorum… o da bir ise yaramiyor… kendimi ana birakayim, hic birseyi kafaya takmayayim diyorum… ama bu da bir ise yaramiyor… hala uykusuz, hala huzursuz…

Esas sorunun ne oldugunu tabiki sonunda fark ediyorum. Ben Amerika’dan bavullarimi yapip gelirken, takintilarimi, beklentilerimide koymusum cantama… O okumasini cok sevdigim yolculuk yazarlarinin (travel writers) hikayelerindeki kivamda bir tatil, ‘Eat, Pray, Love’ filmideki Julia Roberts kivaminda bir Sedef…

Biraz geriye gitmem gerekecek galiba… Mayis ayinin sonlarinda, ronesans doneminde yasamis ender bulunan bayan ressamlardan olan Sofonisba Anguissola hakkinda bir makale ile ilgili bir elestiri yazisi yazma teklifini kabul etmistim.  Makale cok ilgimi cekmesine ragmen, bir turlu projeyi tamamliyamiyordum.  Hep baska isler, mesuliyetler giriyordu araya.  Birazda tedirginligimden, devamli daha ileriye atiyordum.  Kafamdaki Bodrum filmine birde oturup bunu yazmayi ekledim… hani sabahlari kalkip yoga yapacaktim, meditasyon yapacaktim ya, sonrada birde oturup yazi yazacaktim… hatta belkide yuzumde huzurlu bir ifade ile…

Bu arada kesin teshisi konulmus bir Obsesif-Kompulsif oldugumu daha once yazmismiydim hatirlamiyorum. Neyse sonunda kirpik kirpik, calinmis zamanlarda yaziyi bitirip teslim etmeyi basardim…  Yasasin…

A birden bire baktimki, cok hafiften Julia Roberts’i andiran bir hale burunuyorum… hala yoga, meditasyon yok… hayatimda hersey hala ayni… ama hafiflemis bir hal var simdi…

Belkide Ananda Gri’nin soyledigide bu, ben ilerideki bir zamana, gelecekteki guzel gunlere o kadar kitlenmis gidiyormusumki, o ana geldigimde bile bunu fark edememisim.

Cok uzun sozun kisasi, bir noktada, hayati akisina biraktim.  Yapmam gereken isi bir sekilde bitirdim ama diger fantazilerden arindim.  Yoga ve meditasyona Amerika’da daha cok ihtiyacim olur herhalde.  Burada iken Ege’nin mavi sulari, ailemin sen kahkahalari, gezdigim, gordugum birbirinden sahane yerler ve tabiki yigenimin doyumsuz maskaraliklari, beni sevgi dolu bir ruh halinde tutmaya yetti sanirim.

%d blogcu bunu beğendi: