Sedef'in Kosesi

Hayati'in Tadi… sanat, gezi, yemek ve tabiiki aile…

ANLATAMIYORUM


ANLATAMIYORUM

Ağlasam sesimi duyar mısınız,
Mısralarımda;
Dokunabilir misiniz
Göz yaşlarıma, ellerinizle?

Bilmezdim
Şarkıların bu kadar güzel,
Kelimelerin kifayetsiz olduğunu
Bu derde düşmeden önce.

Bir yer var, biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün;
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum.

Bizler, iyi yetismis, medeni, yirmibirinci yuzyilin Turk insanlari, kendimizi “aydin” sandik, yasam mucadelesinin yani sira sanati, cevreyi, bas ortusu konularini, tarihi, hayvan haklarini bile irdeledik.  Bu konularda yazdik, cizdik, konustuk, eglemler yaptik…  Ama ne yazikki yurdumuzun yarinlarini temsil eden ve edecek olan cocuklarimiza kendi yetistigimize yakin bir Turkiye birakamadik, birakamiyacagiz.  Tam tersine onlarin temel haklarinin ellerinden alinmasina sessizce tanik olduk.  Medeni, icinde yasadigi dunyayi ve o dunyadaki kendi yerini anlayan, bagimsizca karar verebilen insanlar olmalari icin gerek en onemli faktor olan egitimin manuple edilmesine izin verecek sistemler getirilirken biz sadece Facebook’a karikatur koyduk, twitter attik… Yaziklar olsun Ataturk’un Cumhuriyet’i temsil ettigi Turk genclerine…

Reklamlar

Hayat Audrey Hepburn Filmlerindeki Gibi Olsaydi…

“Yaşamak değil. Beni bu telaş öldürecek” dediği gibi şairin; o telaşla, bırakın Paris yolunda ılık rüzgârlara taratmayı saçlarımızı, sevdigimizle doyasıya bir sohbet bile edemedik biz…
Gözümüz saatte söyleştik hep, koşuşur gibi seviştik, yarışır gibi çalıştık. Hep yetişilecek bir yerler vardı, aranacak adamlar, yapılacak işler… Bir sonraki günün telaşı, bir öncekinin terine bulaştı; başka……larının hayatı, bizimkini aştı.
Kör karanlıkta çalar saat sesi yerine, kuşluk vakti, kızarmış ekmek kokusu veya yavuklu busesi ile uyanma düşlerini hababam erteledik. 20’li yaşlardayken 30’lara kurduk saatin alarmını, 30’larımızda 40’lara, belki sonra 50’lere…
Lakin öyle yanlış kurgulanmış ki hayat, kuşlukta uyanma fırsatını sunduğunda size, artık uyku girmez oluyor gözlerinize…
Doyasıya söyleşmek, telaşsız sevişmek için bol zamana kavuştuğunuzda, söyleşecek, sevişecek kimsecikler kalmıyor yanınızda… Özenle yarına sakladığınız bir sarı lira gibi ömrünüz; vakti gelip sandıktan çıkardığınızda bir de bakıyorsunuz ki, tedavülden kalkmış…

                                                                                                                         –  Isimsiz
 
     
%d blogcu bunu beğendi: